ENDİŞELİYİM

8 Temmuz 2013

Hak arama dilinin “şiddet” olmasından,

6 yaşından bu yana sadece başörtülü olduğu için, haksızlığa uğramış, hem eğitim hayatında hem iş hayatında mağduriyetler yaşamış,

“ne olmadığını” anlatmakla ömrü geçmiş fakat şiddeti aklına hiç mi hiç getirmemiş biri olarak, endişeliyim.

Hak aramanın, mahalle, cinsiyet, etnik, mezhep vb. bir sınıf, bir zümreye ait olmadan yapılamayacağı algısından,  bir insan olarak, endişeliyim.

Okumadan, yazmaya,

Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmaya kalkanlardan, çok çok endişeliyim.

Kadınların, iş kadını ve ev kadını olarak ayrıştırılmasından, 24 yıldır, sistemin tüm dışlamalarına rağmen çalışmak için didinen, en büyüğü 22 yaşında üç çocuk annesi olarak endişeliyim.

Yıllarca, “başka mahalleleri”, “ötekiler” diye öteleyenlerin, “ötekileştirme” den şikâyet etme cüretinden endişeliyim…

Muhalif olmayı, muharip olmak zannedenlerden endişeliyim…

Empati, basiret, izan, irfan sahibi olmadan, insan olunacağını zannedenlerden, hayli endişeliyim.

Kanunların, insanlar arasındaki ihtilafı düzenleyebileceğini ama insanlığı inşa edemeyeceğini,

İyi okullar, cici elbiselerin çocuk yetiştirmek için yetse de, nesil yetiştirmek için kafi gelmeyeceğini bilmeyenlerden, endişeliyim.

Ekonomik sermaye güçlense de, insani ve sosyal sermayenin aynı hızla güçlenememesinden, endişeliyim.

“Siz başörtülüler” denilerek, homojenize, fabrikasyon, tek tip varlıklar olarak algılanmaktan, kendi aramızda, dünyaya, siyasete, ev ve iş hayatına dair,  tartışmalar yapamayacağımız algısından, endişeliyim.

Dini referansları olanların, dünyaya ait algısı, bilgisi, görgüsü olamayacağı algısından,

“Her an ölecekmiş gibi ahiret için, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyada eser bırakmak için” çalışan biri olarak, endişeliyim…

Kadın ve erkeğin, iyi bir takımın birer parçası olarak görülmesi yerine “bir sağdan bir soldan” salvolarla, hasımmış gibi gösterilmesinden, 24 yıllık bir eş olarak endişeliyim.

Moda olanı giyince, modern olunduğunu zannedenlerden, endişeliyim.

Aynı çağda yaşadığımızı unutup, dindar insanlara “çağdışı” yaftası yapıştıran, modern kisveli yobazlardan,  46 yaşında, yüksek lisans programını gayet iyi bir ortalamayla tamamlamış, her yaşta eğitimi önemseyen bir kadın olarak, endişeliyim.

“Gönül darlığı” çekenlerin, “yerim daralıyor” diye figan etmesinden, endişeliyim.

Daha dün, kitabın, şiirin yasak olduğu, bazı illerin “olağan üstü haller” içinde olduğunu unutan  “balık hafızalı” insanlardan, endişeliyim.

Nasrettin Hoca’nın cesaretle sorduğu “Hırsızın hiç mi kabahati yok?” sorusunu soramayanlardan, endişeliyim.

Birlikte büyümek varken, “küçük olsun benim olsun” diyenlerden, çok çok endişeliyim.

Hasılı,

Endişelere rağmen, yaşamak ve iş üretmek…  Buna, kısaca “hayat” diyorlar.

Ve bu endişeleri, çocuklarımıza azaltarak miras bırakmak… İşte bütün mesele…